
Kendime ne yapıyorum diye sormuyor değilim
Hani eskiden açar blog okurduk falan.
Nasıl eskiden lan?
Resmen bir çığır dediğimiz, bu işin tozlu raflarda yeri yok dediğimiz bloglar (bazı fikir değiştirici etmenlerin rol oynadığı sansasyonel olaylarında [bkz. bak işte buraya] etkisiyle) yerini daha az konvansiyonel bir sosyal araç olan twitter'a bıraktı.
Ee ne oldu peki bunca blog?
Herkes hala bir yerler de bir şeyler yazıyor. Belli sayıda insan hala onları okuyor ama eskisi gibi mi? Düşünedurun ben bir çay demleyip geliyorum...
Evet biraz uzaklaştık buralardan ama hala 140 karakterle sınırlanmadan bir takım fikirlerin, hayatların alenen ifşa edildiği bloglar google aramalarınızda karşınıza çıkmıyor mu?
Füssssppp (çaydan bir yudum)
Çıkıyor tabi ki. Gün boyunca aklımıza bir dünya saçma "bu niye böyle yahu?" sorusu geliyor. Benim de geliyor ama bunları twitter'da feleğin çemberinden takla atmış hayat uzmanları gibi yazmak bir süre sonra kendi kendinizle hesaplaşmanıza yol açıyor. "Madem bu kadar çok biliyorsun, niye bu kadar boktan bir hayatın var lan?" demiyor musunuz kendinize? Demiyorsunuz ki hala yazıyorsunuz.
Bloglamanın gücü adına. May the force be with me. Ortalıkta dolaşan ne kadar laf varsa 1.400.000 karakterle burada sizle tartışacağım ya da kendi iç sesimle. Bu arada o kadar karakter Star Wars evreninde bile yok haberiniz ola!
Gezinip dururken sosyalmedya'nın dehlizlerinde Üstün Üzüm'ün yazdığı bir girişe takıldı gözüm. Malum şu sıralar #meme #hilalcebeci #pampiş denildiği zaman sağır sultanın ana haber sunabilecek kabiliyette altyapısı olan bir gündemimiz var. Şöyle bir önermede bulunuyordu Üstün Üzüm "Sadece meme mi?". 'H. Cebeci'nin sansasyonel çıkışının sadece belli anatomik kesitlere indirgenmesinin, olayın diğer dinamiklerinin göz ardı edilmesine yol açıtığını ve herhangi bir memenin bunu yapamayacağını' söylüyordu özetle.
Aynı şeyin aklıma gelmediğini söylemeyeceğim. Fakat karşı tarafın önermesi de gayet makul gözükmekteydi "Herhangi bir meme yeterlidir." Ama tabi ki bunun yanında medya, tanınma oranı ve yardımcı öğelerde gerekli diyordu diğer arkadaşlar.
Peki Üstün Üzüm'ün dediği gibi bir tomar "çıplak ve sıcacık fotoğraflarıyla bu ay Abazan'da" konulu dergiler neden tek başına H. Cebeci'nin yaptığı etkiyi yapamıyorlardı ve neden böyle bir tiraja imza atamıyorlardı? Yeni önerme, yeni sorular ve yeni heyecanlar.
Bazılarının düşünceleri de gözüme çarptı hali ile "Ne alaka dergi?" gibi. Ama gariptir benim de aklıma gelen ilk örnek buydu. Sebebi şudur. Sunulan malzeme aynı iken, hatta kabul edelim Cebeci'nin iPhone kullanarak çektiği 5mp fotoğraflardan daha kaliteli materyaller sunarken karşı taraf, Cebeci daha çok ilgi görüyor ve köşedeki yaysat bayi amcamız alıp verip ekonomiye can verme konusunda can çekişiyor. İşte bu bağlamda aslında dergi ve twitter memeleri bütünüyle birbiriyle karşılaştırılabilir konuma geliyor.
Cebeci'nin düşük kaliteli fotoğraflarının, bizim güzel erkek dergilerimizden farkı nedir peki?
Evde oturuyoruz tarayıcımızda sekme sekme internet siteleri açık. Facebook, twitter, friendfeed, tumblr, google+, ekşisözlük vesaire. Birden Cebeci twitter'a fotoğrafları sallıyor. Bir RT, bir RT daha, bir RT daha. Aslında o ana kadar aklımızda dahi olmayan orta taban selebiritimiz Hilal Cebeci twitter'da patlıyor sonra diğer sekmelere sıçrıyor, sonra bir diğerine. Ve Hilal Cebeci her yerde. Facebook,twitter,friendfeed,tumblr,google+ (evet plus seni böyle karşılamak istemezdik ama yapacak bir şey yok),ekşisözlük.
Son yıllarda konvansiyonel diye bas bas bağırdığımız ve herkesin "o ne la?" diye tepkilendirdiği olay bu noktada kendini gösteriyor. Yaklaşık birkaç dakika içinde insanların aklında olmayan bir konu herkesin ortak gündemi haline geliyor. Ve bu işte aracı kullanılmıyor. Selüloz kağıtlar, kumandalar veya kuşe kağıda baskılı süslü dergiler yok. İnsanlar kendi aralarında gündemi belirliyorlar. Haberin değeri ilgilenen insan sayısı ile doğru orantılı, haberi sunan medya araçlarının sayısı ile değil. Aradaki büyük farka dikkat.
Peki Cebeci yerinde başkası olsa memeler bu kadar değerli olur muydu?
Belki belli bir kesim için... Etki alanını neler belirliyor bu eylemin. Formül çıkarmak gerekirse eğer kafamda canlanan diferansiyel sistem: (HADİ LEN!)
[ Ünü yerlerde sürünen suya sabuna dokunmayan ünlümüz + belli bir kesime hitap eden revaçta bir hitabet şekli + gerekli ekipman ve anatomik gereklilikler + zayıf prodüksiyon + az kostüm + ve her an gelebilir etkisi ]
Herhangi bir dişinin yapabileceğinden daha fazlasını yapmadığı konusunda hemfikiriz. Fakat Cebeci'nin bu işi yaparken bildiği bir şey vardı ki o da medyanın artık sosyal medya ile iç içe olduğu. Medya'da zaten (büyüklüğü tartışılabilir) bir yeri olan ünlümüz, medya ile sosyal medyayı bir birine tokuşturdu. Yani insanlar bunu istiyordu, medya organları insanların istediğini verdi, onlar olayı daha çok şişirdi, insanlar bunu daha çok tartışmaya başladı.
Tüm olay insanların ne izlemek istediklerine kendilerinin karar verebilmesi ile değişti. Koltuklarda oturup karbon kopyası görüntülerle aynı haberleri izleyen insanlar, bilgisayarlar başına geçip kendi aralarında gündem yaratmaya başladılar. Artık "Sosyal Medya'da En Çok Tartışılan Konu" diye bir tabir vardı. Ve Hilal Cebeci bunun farkına vardı, vardırıldı ya da farkına varmadan buna dikkat çekti. Başka bir meme bunu yapamazdı çünkü burada asıl temel konu medya + sosyal medya. Bizler bir şeyleri sosyal mecralarda "viralleyerek" bunları değerli kılmaya başladık. Medya ise bunları bizden alıp kitlelere taşımayı başardı. Medya hala konvansiyonel, hala hantal, hala kendi çarkları içinde berbat bir düzene sahip fakat baştan beri olduğu gibi her evin içinde, her fikrin çeperinin bir köşesinde. Değişen bir şeyler olduğu apaçık ortada artık, gündemleri bizler belirleyebiliyoruz. Verilen malzemelerin seçiciliği misyonunu bizler edinmiş durumdayız, dayatılarak lanse edilen gündemler yerine istenilen gündemler yer bulabiliyor eski medya düzenimizde.
Meme basit bir imge, basit bir proje, basit bir fikir. Yaratıcılık gerektirmiyor fakat şişirme ünlümüzde çok iyi biliyor ki insanların görmek istediği bir malzemedir meme.
H. Cebeci insanlara görmek istedikleri malzemeyi verdi, sosyal medya buna kayıtsız kalmadı, medya her zamanki sülüklüğünü yaparak bizde olanı bizden alıp bize geri verdi ama bunu yaparken kitleleri genişletti. Buna artık kısaca "Medya Ekosu" diyebiliriz belkide.
Çay bitti. Yeniden demlemek gerek...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder